Yazı Detayı
06 Haziran 2015 - Cumartesi 12:19 Bu yazı 3131 kez okundu
 
ERCİYES’TE KADİR GECESİNDEN BİR NUR
PROF. DR. ALİ ÇAVUŞOĞLU
 
 

Bir gün Peygamber efendimiz ashabıyla sohbet ederken Allah yolunda tam bin yıl cihat etmiş büyük bir zattan söz ediyordu. Sahabe heyecanlanmış ve bir yandan da Ya Resulullah “Keşke biz de o kadar ömre sahip olsak da Allah yolunda onun gibi cihat etsek” diye bu büyük zat için duydukları gıptayı dile getirmişlerdi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Kadir Suresini indirdi; Peygamberimiz de ashabını müjdeleyip:

- “Kadir gecesi, silah kuşanıp cihat eden bu zatın bin ayından daha hayırlıdır.” buyurdu.

Kadir gecesinin nüzul sebeplerinden olarak anılan bu hadisenin kahramanı Şemunel Gazi, hemen yanı başımızda Erciyes’te, güney-batı tarafında bulunan Evliya Dağı olarak anılan sipsivri bir tepenin zirvesinde bulunmaktadır.

Sadece bu da değil, bu dağın tam karşısında İncesu yolu üzerindeki Tekke dağı tepesinde de Şeyh Turesan hazretleri bulunmakta ve sanki zamansız mekanları olan dağ atları üzerinde Kayseri’ye giren geniş ovayı iki uçta gözetlemeye devam etmektedirler.     

Şanlı atalarımız Selçuklular Anadolu’ya gelince 12 yy.’da hem Evliya dağının tepesinde bulunan Şemunel Gazi’nin hem de Şeyh Turesan’ın kabirleri üzerine bir türbe yaptırmışlar. Yaptırmışlar ki, gelecek nesiller de onları unutmasın.

Şeyh Turesan, Selçuklunun şanlı hükümdarı Alaaddin Keykubad’ın Hıristiyan eşi Hunat Mahperi Hatun’un sorduğu her soruyu bu dağın zirvesinde hakkıyla cevaplayarak İslamı seçmesine sebep olmuş bir alperen, bir sufi. Dağın zirvesine türbe ve zaviyeyi yaptıran da “zamanın Meryem’i ve Haticesi” unvanlarıyla anılacak, ümmül hasenat demeye şayeste olan bu zeki kadın.

Şemunel Gazi türbesini kimin yaptırdığı bilinmiyor; çok tahribata maruz kaldığı için muhtemelen kitabesi de kaybolmuş. Bölge halkı bu zata saygılarını ifade etmek üzere her sene yaz aylarında bu tepeye gelip dua ve niyazda bulunmakta, onun kahramanlıklarıyla ilgili, Peygamberler tarihlerindeki anlatımlarla da örtüşen hikayeler anlatmaktadırlar.

Her sene bu dağın zirvesindeki türbeyi farklı zamanlarda ben de ziyaret ederim. Ne yazık ki her seferinde daha içler acısı bir vaziyette görürüm. Duvarlar çatlamış, neredeyse yıkılacak gibi. Taşlar hal diliyle imdat dilenmekte.  

Ecdadın, Kadir suresinin nüzulünün sebeplerinden olarak anılan kahraman mücahide gösterdiği saygıyı, bir görevleri de bu vatandaki her türlü değeri korumak olan yerel idareler göstermekten aciz mi ki acaba? Belki de sadece acziyet değil, cehaletten kaynaklanan bir vurdumduymazlık ve aymazlık, kim bilir…; yoksa yaklaşık üç bin yıllık tarihi ve kültürel bir değerin Erciyes’te hala yaşıyor olması nasıl umursanmaz. Öyle olmasa, ecdadımızın sekiz asır önce, yaşamaya, hatırası var olmaya devam etsin diye bin bir güçlükle inşa ettikleri, bugün neredeyse yıkılmakta olan türbeyi günümüzün onca imkanıyla koruma altına almamak nasıl izah edilebilir ki!

Erciyes’in zirvesinden itibaren aşağılara, ruhları ve kafalarıyla birlikte kirlettiğimiz şehre, sadece su ve tertemiz hava değil, aynı zamanda dünyevi hiçbir kıymet ölçüsüne sığmayacak olan tarih ve kültür de akmaktadır. Elbette yaşadığı çevreyi bilmeyen, ufuklarda olanları görmek bir yana, burnunun ucundaki zenginlikleri dahi fark edemeyen insanlardan, bu kıymetler bağlamında fazla bir şey beklenmemeli. Yine de ümit kesmemek gerekiyor. Zira aslı necip olan necip olur derler. Yalnızca geniş bozkırları ve bozkırların dürbünleri olan dağların zirvelerini değil, zihinleri ve ruhları da fetheden necip milletin çocukları vatanın sadece bir toprak parçasından ibaret olmadığını elbette fark edeceklerdir.

Pekala tur şirketleri ya da spor şirketleri bu alanlara Avrupada çok yaygın şekilde yapılan uzun yürüyüş turları düzenleyebilir, insanlara üç bin yıllık bir zaman diliminde tarih, kültür ve doğa seyahati yaptırabilirler. Konum olarak bu üç yer, hakikaten çok ilginç bir düzlemdedir.  İlifos’un zirvesinden yönünüzü güney-batı istikametine çevirdiğinizde ve dosdoğru bir hat çizdiğinizde bu hat Evliya Dağı zirvesinden geçerek Tekke Dağı’na ulaşır. Böylece hem İsa aleyhisselamdan önceki ve sonraki bir zamana hem de İslam medeniyetinin aydınlık dönemlerine yalnızca hayalen gitmekle kalmazsınız, bizzat o dönemlerden kalan hayatın mücessem kalıntılarına hikayeleriyle birlikte dokunma imkanı bulursunuz. Çocuklarımız bu imkanlardan mahrum bırakılmamalı.

Size bir sır vereyim. Dağların zirvelerindeki bu nurla belki sizi de buluşturacak bir sır: Aynı ilahi nurdan nasiplenmek için günlerce dağda kalmayı göze alan bir hükümdar hanımı, Hunat Mahperi Hatun. Mezarı nerede biliyor musunuz? Hunat Camii’nin içinde; kale tarafındaki kapıdan girince hemen sol tarafta, kocasının inşa ettirdiği medrese ile kendi inşası olan caminin geçiş noktasında. Girin içeri, bir Fatiha okuyun, sonra türbe üzerindeki kitabesini; ve tanışın. Kıbleye nazır kabrinin bir yanında ilim yuvası, bir yanında ibadethane… Muhteşem değil mi!   

 
Etiketler:
Yorumlar
Haber Yazılımı