ŞEREF ALGUR ;OKUMAYAN İNSAN HERŞEYDEN KOLAY ETKİLENİR.

OKUMAYAN İNSAN HERŞEYDEN KOLAY ETKİLENİR.

Kendi fikirleri ile çelişse bile ,başkalarının düşünce ve kanılarını özgürce dile getirmelerinden rahatsız olmama, onların geçerliliklerine karşı tepki göstermeme tutumudur. Hoşgörüsüzlük toplumsal bir canlı olan insanın birlikte yaşama , farklılıkları aynı paydada buluşturma özelliğini reddetmektedir. Hoşgörüsüzlük yetersiz eğitimin ilk işaretidir. Gerçek eğitim alçak gönüllüğü besler. Toplumsal barışın en etkin ilacı hoşgörü, sevgi ve merhamettir.

 Geniş perfeksiften baka bilmek için zihin ve beynin esnemesi gerekir. Zihin ve beynin esnemesi içinse kültür sahibi olmak gerekir. Burada yanlış anlaşılmasın, kültür sahibi olmak demek üniversite mezunu olmak akademik eğitim almak değildir.  Kültür bir yaşam tarzıdır, insanlara bakış tarzıdır. Buradaki temel sorun biz Türk toplumu olarak okumuyoruz okumadığımız için ilk etkilendiğimiz argümanlar çoğalıyor. Nelerden etkileniyoruz, kitle iletişim araçlarından ,sohbetlerden etkileniyoruz hiç araştırmıyoruz biri bir şey söylüyor şu şöyledir diyor ona inanıyoruz.  Kültürsüzlük ve eğitimsizlik iki şeyi getirir ya bir kişi araştırmadan koşulsuz ve ölümüne kabul eder ya da ölümüne reddeder, bunların ikisi de yaşamın felsefesine terstir. Çünkü insan sürekli değişir bugün böyle bakar yarın başka  bakar insan değişir o yüzden temel problem eğitim problemidir. Çünkü Türk toplumunda insanlar maalesef kitap okumuyor, araştırmıyor ve bir şeyi olduğu gibi kabul ediyor. olduğu gibi kabul ediğinde de karşı fikri düşmanca görüyor. Oysaki bir toplumda dört kişi varsa burada dört ayrı insan yok dört tane dünya var. Biz aynı olaya bile aynı şekilde bakmak zorunda değiliz. Biz birbirimizin fikirlerini çürümek ve yok saymak zorunda değiliz. Nasıl ben sizin gibi düşünmek zorunda değilsem sizde benim gibi düşünmek zorunda değilsiniz.  Zaten böyle bir dünyada yok ama bir şey yapabiliriz bir toplumda yaşıyorsak hele hele Anadolu kültüründe hoşgörü çok önemlidir. Saygıysa olmazsa olmazımızdır. Bunu için geçmişteki örneklere bakmak gerekir örneğin Hacılar’da 1970 li yılları düşünün o yıllarda Hacılar’ın meydanında farklı görüşlerde insanlar farklı platformlarda oturup konuşarak farklı meseleleri tartışa bilirlerdi. Fakat gittikçe bu hoşgörü ortamımızı kaybediyoruz, çünkü biz hangi felsefeyi kabul edersek edelim ana özünü hiç dikkate almıyoruz sadece ritüellerini dikkate alıyoruz dolayısıyla o inandığımız şeylerin içi boş kalıyor.

HOŞGÖRÜ VE TÜRKLER

 

 Hoşgörü kültürü Türklere özgü en önemli kültürlerden biridir. Türkler Orta Asya’dan çıkıp Anadolu’ya göç ettikleri zaman hiçbir zaman toplumların dinsel ve siyasal dönüşümleri için baskı yapmamışlardır. Şayet öyle olsaydı bugün Avrupa’nın yarısı Orta Asya’nın ve Ortadoğu’nun büyük bir bölümü Türkçe konuşuyor olurdu. Türkler bir şeye bakarken hoş görüyle bakmışlar onlara saygı duymuşlar. Şimdi burada ki sorun ne ? Hoşgörünün en büyük düşmanı ön yargılardır. Ön yargıda eksik bilgi veya bilgicilikten gelir. Ön yargıları oluşturan etkenlerden biride genellemelerdir. Örneğin şu insanlar şöyledir , Kayserililer şöyledir, Konyalılar su şekildedir diyen genellemelerdir. Hiçbir bilgi sahibi olmadan kulaktan dolma bilgilerle kişiyi nitelendirmeye çalışmaktır. Albert Einstein söylediği gibi öyle hazin bir çağda yaşıyoruz ki bir ön yargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zor diyor. Ön yargı toplumda hoş görücülüğü getiriyor.

HERKES AYNI DÜŞÜNMEK ZORUNDA DEĞİL

 İnsanlar soruyor benim gibi düşünüyor musun, düşünmüyor musun, düşünmüyorsan tamam. Böyle şey olmaz ,böyle bir demokrasi kültürü olamaz. Demokratik kütürdemek farklılıkları bir zenginlik olarak görmek demektir. Çünkü bir toplumda ne kadar çok farklılık varsa o kadarda bakış açısı vardır. Tek tip toplumlar gelişmez. Bu gün Ortadoğu toplumlarını en büyük problemi tek tip toplum olmalarıdır, niye batı gelişiyor Türkiye olarak niçin kısmen Ortadoğu’dan faklıyız. Çünkü tek tip insan tiplemesi gelişimin önündeki en büyük engeldir. Başka açıdan olaylara bakamayız ön yargıyı toplumumuzdan yok etmenin en önemli noktası cehalete karşı savaş açmakta ve çocuklarımıza bu noktada eğitim programları düzenlemek gerekir. Çünkü bu gerçekten bir sorun, örneğin ülkemizin doğusuna gitmiyoruz,  orasını tanımıyoruz basında gördüğümüzle orası hakkında ön yargılar oluşturuyoruz. Örneğin ben Doğu Anadolu’da 4 yıl görev yaptım.  Oradan ağlayarak ayrıldım, oradaki insanlık saygı ve sevgi beni çok etkiledi.  Ama bunu oradaki karşılaşma ve tanışmayla çözebildim ama oraya gitmeseydim basın organlarına göre karar verseydim orası bambaşka bir yer, yanıyor bitiyor diye görecektim. İşte insanlara bu şekilde ön yargılı bakmak vatana en büyük ihanettir.

HOŞGÖRÜ BİZİ DAHA İLERİYE GÖTÜRÜR

Millet olarak bu günlerde bizim birbirimize hoş görüyle bakmaya çok ihtiyacımız var. Çünkü bizim gidecek bir vatanımız yok. Bizim birbirimizi destekleyip, ülkemizi kalkındırarak bütün vatandaşlarımızı olduğu gibi kabullenmekten başka çaremiz yok. Bizler hoş görüşüz olarak yaşadığımız yıllarda neler çektiğimizi hepimiz biliriz, bu yüzden barış için demokrasi için ve ülkemizin kalkınması için asgari müştereklerde bir araya gelip birbirimizin fikrini kabul etmektense herkesin fikrini ifade edeceği ortamları sağlamamız gerekir. Toplumsal gelişim tartışa bilmekten geçer bir toplum tartışa biliyorsa ileri gider ama tartışamıyorsak  demokratik  olamayız. Kalıplaşmış düşünce tarzları oluşur ve o toplum gelişmez.

Hoş görü ve hoş görgüsüzlüğün insanların zengin veya fakir olması ile bir ilgisi yok bu tamamen bakış açısıyla, kültür ve eğitimle ilgili. Ben psikoterapide  birçok farklı ülke insanları ile  de çalıştım ve şunu gördüm. onlarda bir insan benim gibi düşünmeseler olaylara benim gibi bakmasalar da onlarında duyguları var. Acıları var. İnsana ne zaman insan olgusuyla bakarsak o zaman temel problemi çözüle bilir ama insana insan olarak baka bilmemiz için kendi bakış açımızı oluştura bilmemiz lazım. Kişiler kendi bakış açılarını oluşturmuyor,  birileri empoze  ediyor ve onları dinliyor, tamam doğru diyor,  onun için doğru o başka doru yok.

DOĞRUDA SÜBJEKTİF BİR KAVRAM

 Doğruda sübjektif bir kavram neye göre doğru neye göre yanlış, sizin doğrunuz belki bana göre yanlış veya benim doğrum size göre yanlış bunu bilemeyiz.  Yani tek kavram tek bakış açısı eleştirememek tek tip insan demokrasi kötürümümüzün olması gerek  olgularıdır. O zaman toplum gelişmez, sen beni eleştireceksin ki ben eksik taraflarımı göreyim ve bileyim çünkü karşılıklı oturan insanlar bile birbirlerinin gördükleri göremezler o zaman birbirimizin bakış açısına bile ihtiyacımız var olayı bu şekilde değerlendirmekte fayda var çünkü insanların olumlu  yanları da var olumsuz yanları da insanların  hep olumsuz yanlarından bakarsak o zaman doğruyu bulamayız. Her şeye olumsuz bakmak ve çok konuşmak sorunlara çare olmaz, insan her şeyi konuşur her şeyi eleştirebilir  ama eleştirirken de şunu yapmalı eleştirdiği şeyin çözümünü de yanında götürmeli, yani hayatta sorun taşıyıcımı olacaksınız yoksa sorunu çözmek için iyi niyetliminsiniz bu çok önemli. Toplumsal alanda çürümüşlüğün en önemli göstergesi insanların göründükleri, hissettikleri ve yaşayışlarının çok farklı olması. Bu toplumsal çürümüşlüğün en önemli göstergesidir. Bu tip toplumlarda riyakarlık davranışı en ön plandadır ve bu toplumlarda hoşgörü beklemek imkansızdır.

DEDİKODU VE KAPİTALİZM

 Çünkü bu toplumların yaptığı en önemli iletişim biçimi dedikodudur. Sürekli dedikodu üretirler sürekli konuşurlar hiçbir çözüm önerisinde bulunmazlar bu toplumlarda kesinlikle hoşgörü aramak mümkün değil. Mevlana’nın güzel bir sözü var ya göründüğün gibi ol ya olduğun gibi görün bu toplumumuzun en önemli hastalıklarından birisidir. İnsanlar bir araya gelip konuşamıyor insanlar o kadar sabırsız ki bunun sebeplerinden biride kapitalist siteme bağlı. kapitalist sistemde her şey çok hızlı tüketilir. Bir telefon alırsınız bir yıl sonra onu biraz değiştirirler bir yıl önceki aldığınız telefon eskimiştir. İlişkilerde hızlı değişir buna bağlı olaraktan yemek kültürü de değişerek fastfood yemekler çoğalır. Her şeyi hızlı yap her şeyi hızlı tüket çünkü zaman çok kısa derler bunun neticesinde ne oluyor biliyor musunuz. Bunun neticesinde sabırsız ve hoşgörüsüz bir toplum haline geliyoruz.

Kültürlü olmak demek üniversite mezunu olmak demek değil. İnsanların hayat felsefesi olması lazım insan neye inanıyorsa onu yaşıyordu.  Geldiğimiz bu noktada neye inandığı değil kime göre yaşadığı önemli bu ön plana çıktı. Dolayısıyla hoşgörüsüzlüğün en önemli noktalarından biride bu, birde eskiden dingin bir hayat vardı. Relaks yaşıyorduk. Dingin bir hayat olduğu içinde kişi bir şeye yetişmek ve hızlı yaşmak zorunda değildi. Bu gün çok hızlı yaşıyoruz.  Artık zamanla yarışır hale geldik, bazen trafiğe çıkıyoruz herkeste inanılmaz bir hız tutkusu, Bir yerlere yetişme duygusu yada kaybetme duygusu bununla birlikte hayatı inanılmaz şekilde dar ediyoruz ve kaygılar yüklüyoruz trafikte bile inanılmaz hoşgörüsüzlük var. Hoş görü anlayışımızı yitirdiğimiz içinde çatışmalar ve bir takım güvensizlik duyguları ön plana çıkmakta . Güvensizlik topluma hakim olduğu zaman bir takım sosyal problemler ortaya çıkar güven toplumsal alanda en önemli kavramlardan biridir.

Bizim Türk milleti olarak yaşayacağımız son yer bu topraklardır. Umarım bu topraklarda hoşgörülü ortamı sağlanır insanlar daha fazla hoş görülü olur birbirimizi anlamak için gayret sarf ederiz bunun en önemli noktası da eğitimdir. Birde insanlar birbirlerine güven duymalılar insanlar birbirlerine güven duymadıkça toplumsal anlamda hoşgörü olayını başaramayız. Gazeteniz aracılığı ile bütün hemşerilerimize hoşgörülü günler dilerim.